Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

cumhuriyet halk partisi

 

deniz baykalın 8 mart kadınlar gününde yaptığı konuşmaları

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NEDENİYLE CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL’IN İSTANBUL’DA YAPTIĞI KONUŞMA

Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla İstanbul’da bu güzel toplantıda sizlerle birarada olmak benim için çok büyük bir mutluluk. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Burada CHP’nin düzenlediği bu toplantıda İstanbullu kadınlar olarak biraraya gelişinizle hem kendi varlığınıza bir kez daha dikkati çekmiş oluyorsunuz. Hem de CHP’nin ortak ilkelerine, değerlerine bütün Türkiye’de bir kez daha sahip çıkmış oluyorsunuz. Bize de güç kattınız. Kadın mücadelesine, kadın davasına da güç kattınız sizleri yürekten kutluyorum. Aslında kadın sorunları ile CHP’nin ilkeleri ve mücadelesi arasında tam bir bütünleşme vardır. CHP ‘nin bütün ilkeleri, bütün siyasi mücadelesi eğer bir cümleyle özetlenmek istenirse CHP kadının erkekle eşit, özgür, işine sahip ve mutlu yaşadığı bir dünya tasavvur etmektedir, bir Türkiye tasavvur etmektedir. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Türkiye’nin her yerinde tekel çalışanı değerli arkadaşlarımız, sevgili kadınlarımız gerçekten olağanüstü başarılı bir mücadele götürüyorlar. Bu mücadeleye Türkiye’nin her yerinde tanık oluyoruz. Onların bu hak mücadelesine derin bir saygı duyuyoruz ve onlarla tam bir dayanışma içindeyiz. Onları yürükten kutluyoruz ve başarılar diliyoruz. Değerli arkadaşlarım, sevgili dostlarım, CHP’nin ilkeleri ve siyasi mücadelesiyle kadınların sorunlarının çözümü arasındaki bütünleşmeye dikkatinizi çekiyordum. Bu bugün olduğu gibi dünde böyleydi. CHP’nin yeni bir Türkiye kurma doğrultusundaki mücadelesi, müdafaa-i hukuk hareketi, Mustafa Kemal’in Türkiye Cumhuriyetini kuruluşuyla birlikte başlayan siyaset çizgisi daima, kesintisiz, aksamasız, duraksamasız kadını hak ettiği yere taşıma mücadelesi olarak yaşanmıştır. Bütün aşamalarda bunun işaretlerini görürüz. O nedenledir ki, dünyada pek çok Avrupa ülkesinden bile önce kadına seçme ve seçilme hakkı veren ülkelerin başında Türkiye gelir. Ortadoğulu Türkiye, Müslüman bir toplumun oluşturduğu Türkiye Cumhuriyeti kadına seçme seçilme hakkını, eşitliğini pek çok Avrupa ülkesinden daha önce verdiyse bunun altında Mustafa Kemal’in ve CHP’nin kadın anlayışı, insan anlayışı yatar. Medeni kanun bu anlayışın yansımasıdır. Daha 1926 yılında yeni kurulmuş devletin topluma taşıdığı ilk ana kanun, ana çerçeve kadını ve erkeği eşit sayan bir anlayışla yola çıkmıştır. Miras hakkında, boşanmada, aile birliğinde kadını erkeğine eşit sayan bir anlayış yılların mecelli anlayışından sonra çağdaş Türkiye’nin müjdecisi, yeni zihniyetin ilk adımı, ilk işareti olmuştur. Kadın eğitimine önem verme, kadınları üniversite mezunu yapma, yargıç yapma, öğretim üyesi yapma, profesör yapma, kadınları pilot yapma, asker yapma, toplumda erkeğiyle yan yana aynı statü içinde hak ve özgürlük sahibi yapma mücadelesi o zamanlardan günümüze dek sürmektedir. Değerli arkadaşlarım, kadın çünkü eşit olduğu zaman bu dogmaların yenilmesi anlamına gelecektir. Kadın eşit olduğu zaman peşin fikirlerin yenilmesi anlamına gelecektir. Kadın eşit olduğu zaman toplumu dinsel inançlarla şekillendirme anlayışının yenilmesi anlamına gelecektir. Kadın özgürlük demektir. Kadın aydınlık düşünce demektir. Kadın erkekle eşit olduğu zaman ortaya çıkacak toplum her türlü baskının sonuç alamayacağı bir topluma dönüşmüş olacaktır. O nedenle mücadelenin özünde, temelinde kadınları hak sahibi yapma anlayışı yatar. O zamandan günümüze bu yaklaşım kesintisiz sürdürülmüştür. Bugünde bizim Türkiye’ye bakınca en temel anlayışımız şu şekilde kısaca yansıtılabilir. Biz diyoruz ki, istediğimiz toplumun üç ana sütunu olsun. Üç ana dayanağı olsun. Toplumlar eşit insana dayansın. İnsan toplumun ana sütunu olsun. İkinci ana sütun iş olsun iş. Ekmek, emek, çalışma, üretme, eser ortaya koyma. Emeğiyle koyma, sanatçılığıyla koyma, yaratıcılığıyla koyma, üretme olsun. İkinci ana sütun iş sütunudur. İnsan sütunu, iş sütunu, emek sütunu, üretim sütunu. Çok doğru. İş ekmek yoksa barışta yok, özgürlükte yok. Üçüncü sütun insan sütunun, iş sütununun yanındaki üçüncü sütun ahlak sütunudur, hukuk sütunudur, hak sütunudur, adalet sütunudur. Eğer bu sütun birarada olursa çağdaş toplum ortaya çıkar. İnsan dediğiniz zaman artık insanın şahsındaki cinsiyeti görmenin ötesine geçmiş olursunuz. Karşınızdaki insanı kadın mı, erkek mi diye ayırma anlayışından çıkmış olursunuz. Sizin için önemli olan insanın cinsiyeti değil, insanın gerçek insan kimliğidir, insan anlayışıdır, insan düşüncesidir. O nedenle biz topluma cinsiyet penceresinden bakmıyoruz. Topluma cinsiyet penceresinden bakılmasını reddediyoruz. Çünkü ayrımcılık oralardan başlıyor. Karşınızdakine kadın mı, erkek mi diye bir soruyla yaklaştığınız zaman kadın olsa ne olacak, erkek olsa ne olacak sorusu ortaya geliyor. Ne olmuş kadınsa kadın, erkekse erkek, insan değil mi karşındaki. İnsan dediğiniz zaman karşınızdakine cinsiyet penceresinden bakmayı reddetmiş oluyorsunuz. Ama sadece cinsiyet penceresinden değil insana kimliğini kendi ötesinde tarif eden, içine doğduğu sosyal, etnik ve din anlayışından da soyutluyorsunuz. Karşınızda insanı köküyle, kökeniyle görmüyorsunuz. Hangi millettendir diye bakmıyorsunuz. Hangi ırktandır diye bakmıyorsunuz. Hangi sülaledendir diye bakmıyoruz. Asaleti ne, mezhebi ne, soyu ne, sopu ne diye bakmıyorsunuz. İnsan diye bakıyorsunuz. İnsan demek karşındaki kim olursa olsun, etnik kimliği ne olursa olsun, ırkı ne olursa olsun, mezhebi, soyu, sopu ne olursa olsun biz onu insan görüyoruz. Bizim için hiçbir farkı yok demektir. İnsan anlayışına sahip olmak demek Kıbleyi insana döndürmek demek, insanı diniyle de ırkıyla da ayırmamak demektir. Değerli arkadaşlarım, bu temel anlayışı toplum olarak paylaşmamız lazım. Birbirinden farklı etnik kökenlerden geliyor olabiliriz. Kimimizin kökünde Arnavutluk vardır, kimimizin kökünde Araplık vardır, kimimizin kökünde göçmenlik vardır. Kimimizin kökünde Kürtlük vardır. Bunların hepsi olabilir. Bunların hiçbirisinin, hiçbir sakıncası yok. Bütün bunları bizim toplumsal zenginliğimiz, güzelliğimiz. Biz bir imparatorluğun sonucunda ortaya çıkmış bir devletiz, ulus devletiz. Elbette hep beraberiz. Bütün köklerimizle, bütün kökenlerimizle biraradayız. Değerli arkadaşlarım, kadın sorununu düşünmeye başlarken önce insan anlayışımızı irdelememiz lazım. Nasıl bir insan düşüncesiyle bakıyoruz? Önce insan anlayışımız ne? Ayrımcılığı reddetme bir anlayış. Cinsiyet ayrımcılığını reddetme anlayış, etnik ayrımcılığı reddetme anlayışı. Mezhep anlayışını ayrımcılığa temel almayı reddeden bir anlayış. Din farklılaşmasını insanın tarifinde ayrımcı saymayı reddeden bir anlayış. Bütün bunlarda bir ortak anlayışın içine girmeliyiz. Bizim temel çıkış noktamız böyle bir insan anlayışıdır. İnsanın rengi ne olursa olsun, cinsiyeti ne olursa olsun, soyu sopu ne olursa olsun. Parası pulu zenginliği ne olursa olsun. Köylümü, şehirlimi ne olursa olsun insan insandır. İnsan insana eşittir. İnsanın insana üstünlüğü yoktur. Değerli arkadaşlarım, insanlık tarihi bu aşamayı uzun mücadelelerle geçti. Ama hala tam geçemedi. Özellikle cinsiyet noktasında geçemedi. Kölelik ilga edildi. Kölelik yasak. Ama cinsiyeti gizli bir kölelik rejiminin devamı gibi kullanma anlayışı dünyanın her yerinde devam ediyor. O nedenle bizim bu temel insan anlayışımızı her işin üzerinde tutmamız lazım ve insanı temel aldığımızı, kadını erkeği birbirine eşit saydığımızı, yorulmadan bıkmadan ısrarla, kararlılıkla ortaya koymamız lazım. İşin özü budur. Değerli arkadaşlarım, ana sütunlardan birisi bu insan sütunu. Öbürü iş sütunu, emek sütunu, üretim sütunu. İş olmadan, emek olmadan, üretim olmadan insanda eksik insan, toplumda eksik toplum. O nedenle mutlaka toplumun barışı, huzuru, gelişmesi, insanın kendisini gerçekleştirebilmesi için ona mutlaka alnının teriyle geçimini sağlayabileceği, namerde muhtaç olmadan yaşamını sürdürebileceği, kendisine, eşine, çocuklarına, ailesine ve topluma yararlı olabileceği, emeğini, enerjisini, birikimini, üretimini, yaratıcılığını ortaya koyabileceği bir işe sahip kılmak mecburiyeti vardır. Değerli arkadaşlarım, iş toplumsal yaşamın temeli. Eski Hıristiyanlık ortaçağında insanları aforoz ediyorlardı. Kiliseden atıyorlardı. Kiliseden atılan insan sudan çıkmış balık gibi kendi başına, terk edilmiş bir noktada oluyordu. Şimdi çağdaş toplumlarda aforoz artık patriklerin, papazların, papaların kararnameleriyle olmuyor. Günümüzde toplumdan insanlar artık işsiz bırakılarak aforoz ediliyorlar. Toplumun dışına işsiz bırakılarak atılıyorlar. İşini kaybeden insan sudan çıkmış balık gibi, işsiz insan ailesinin içinde kendisini yabancı hisseden bir insan haline dönüşüyor. Mahallenin içinde, toplumun içinde, kahvenin içinde işsiz insanları hemen gözlerinden, bakışlarından yakalayabiliyorsunuz. Ezik, boynu eğik, mahcup, kırılgan, alıngan, her an patlamaya hazır bir mayın gibi işsiz insan toplumun içinde. Çocuğuna patlıyor, eşine patlıyor, arkadaşına patlıyor, topluma patlıyor bu insanlar. Niçin? Çünkü işsiz. Bir toplumun en büyük felaketi insanlarını, iş isteyen, çalışmak isteyen insanlarını işsiz bırakıyor olmasıdır. Değerli arkadaşlarım, işsiz insanların sayısının arttığı bir toplumun mutlu olması mümkün değildir ve işsizliğin bedelini en çok ödeyenlerin başında da kadınlar gelmektedir. Çünkü işsizlik kadınlara patlar. Kadın kendisi işsiz kalır, oğlu işsiz kalır, eşi işsiz kalır ve o işsizliğin acısı onun yaşamını, onun geleceğini, halini en derinden olumsuz etkiler. Böyle bir tablonun içinden geçiyoruz. İş mutluluğun temelidir. Emek mutluluğun temelidir. Çalışmak mutluluğun temelidir. Allah sağlık versin, Allah iş versin herkes çalışsın. Günümüzde yalnız hükümetlerin izlediği politikalar ne yazık ki, toplumun belli kesimlerini sürekli olarak işsiz bırakıyor. Bunlar çağdaş toplumun paryaları gibi. Görmemezlikten geliyoruz. Çağdaş toplumun sahipsiz insanları, toplumun günah taşıyıcıları haline onlar getiriliyor. Başkalarının refahının bedelini işsiz bırakılan yüzbinler, milyonlar ödüyor toplumda. Bu ortadan kaldırılması gereken, aşılması gereken ana konulardan birisidir ve tam istihdam, herkese iş verebilme konusu en öncelikli insan haklarından birisidir. Kadın sorununun da gelip bağlandığı ana konulardan birisi işte budur. O nedenle bütün insanları eşit sayacağız, cinsiyet ayırmayacağız, mezhep ayırmayacağız, din ayırmayacağız, köken ayırmayacağız, bakmayacağız insanlara paralı mı, pullu mu diye. Asil mi, değil mi diye bakmayacağız. İnsan mı diye bakacağız, herkesi eşit sayacağız.

İki; herkese iş vereceğiz. Enerjisini insanlar esere dönüştürecek, üretime dönüştürecek, insanlığını eserinin aynasında görecek. O olmadan insan eksik, insan noksan. Emeksiz, üretimsiz hayat yok.

Değerli arkadaşlarım, üçüncü sütunda ahlak sütunu, hukuk sütunu, hak sütunu, adalet sütunu. Nedir ahlak? İyiyle kötü arasında ayrım yapmaktır. Doğruyla yanlış arasında ayrım yapmaktır. Canım iyinin kötüden ne farkı var, doğrunun yanlıştan ne farkı var, gücü yeten gücü yetene, parasını olan istediğini kabul ettirir dediğimiz anda artık o toplumda ne insan, ne emek, ne hukuk, hiçbir şey kalmaz. O nedenle toplumların yozlaşmasının önüne geçmek için mutlaka doğrunun, iyinin, güzelin, haklının bayrağını hep beraber tutacağız ve kaldıracağız. Doğruyu boynu bükük bırakmayacağız, kadını boynu bükük bırakmayacağız, iyiyi boynu bükük bırakmayacağız, namusluyu, dürüstü zayıf ve boynu bükük bırakmayacağız, bırakmamak zorundayız. Parası olanlar değil iyiler kazansın. Dürüstler kazansın, namuslu olanlar kazansın. Değerli arkadaşlarım, kadın sorununu konuşurken bu temel zihniyeti, bu temel anlayışı unutmamak durumundayız. Bakın önümüze çıkan sorunların tümünün altında bunlardan birisinde bir zafiyet vardır. Bütün sorunları kurcalayın bunlardan birisinde bir yanlışlık yapılmaktadır. Ya insan anlayışı yanlıştır ya da iş, emek, üretimde bir aksama vardır. Ya da ahlakta, hukukta, dürüstlükte, namusta, ilkede bir zafiyet vardır. Bunları ortadan kaldırdık mı her şey güzel olur. Bunları birlikte ortadan kaldıracağız. Önümüze çıkan sorunları birlikte çözeceğiz. Bunun çıkış yolu önce bu değerlere inanmaktır. Niçin siyaset yaptığımızı bilelim. Bizim yaptığımız siyaset mücadelesi bir mevki, makam mücadelesi değildir. Bir iyi toplum mücadelesidir, iyi bir gelecek, iyi bir Türkiye, iyi bir dünya mücadelesidir. Bunun için siyaset yapıyoruz. Değerli arkadaşlarım, siyasetin bu özünü hatırlamaya ihtiyaç var. Siyasetimizi peşin fikirlerden, dogmadan kurtaracağız. Tartışmalı kabullerin tutsağı olmayacağız, her şeyi sorgulayacağız. Gerçeği arayacağız. Kimsenin kimseye baskı yapmasını kabul etmeyeceğiz. Kimse kimseye sen otur oturduğun yerde diyemeyecek. Kadına otur oturduğun yerde denilemeyecek. İşçiye otur oturduğun yerde denilemeyecek. Gence otur oturduğun yerde denilemeyecek. Herkes sorgulayacak, herkes cevap isteyecek ve herkeste cevabını verecek. Değerli arkadaşlarım, bizi biraraya getiren anlayışın özünde böyle bir temel felsefenin yattığını zaman zaman birbirimize anımsatmalıyız. Yaptığımız işin aslında böyle bir temel felsefesi olduğunu bilmeliyiz. Her şey bunun için yapılıyor. Dünyayı değiştirmek istiyoruz, Türkiye’yi değiştirmek istiyoruz. Nereye doğru değiştirmek istiyoruz. Üretimin hakkını alabildiği, bütün insanların toplumda eşit kazandığı, hiçbir ayrımcılığın yapılmadığı ve her türlü kuralın, doğrunun, ahlaklının, dürüstlüğün işlediği bir topluma gitmeye çalışıyoruz. Bugün Türkiye’de buna ihtiyaç yok mu? Eskiden bu anlayışı bütün toplumlar çeşitli ölçülerle gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Bugün Türkiye’de yozlaşma bu düzeye geldiyse, işsizlik bu düzeye geldiyse, eğer Türkiye’de yolsuzluklar bu kadar meydanı boş bulduysa bunun altında işte bu sorunlar ve bu anlayış yatmaktadır. Değerli arkadaşlarım, onun için biz ta başından beri milletvekili dokunulmazlığı kaldırılsın diyoruz. Niye diyoruz? Çünkü biliyoruz ki, Türkiye’de artık yolsuzluklar sistemli yolsuzluklardır. Bir kişinin bireysel, ahlaki zaafıyla yaptığı yolsuzluk olmaktan çıkmıştır. Sistematik olmuştur, örgütlü olmuştur. Yolsuzlukların bir ayağına bakın yolsuzluk yapan bir işadamı vardır. Öbür ayağında yolsuzlukta ona ortak olan bir kamu yönetici, bir memur, bir yüksek bürokrat vardır. Öbür tarafına bakınız mutlaka yolsuzlarının öbür tarafında bir siyasetçi vardır, siyaset, bürokrasi ve iş dünyası elbirliğiyle Türkiye’de çok büyük yolsuzlukların içine girmiştir. Bu üçlüyü ortadan kaldırmak için ilk yapılacak iş siyasetçiyi hesap verebilir hale getirmektir. Siyasetçinin üzerindeki dokunulmazlık zırhını kaldırmaktır. Siyasetçiden hesap sorulmasını mümkün saymaktır. Onun için 10 yılı aşkın bir süreden beri CHP olarak gittiğimiz her yerde milletvekili dokunulmazlığı kaldırılsın diyoruz. İmtiyaz istemiyoruz, üstünlük istemiyoruz, hukukun dışında kimseyi istemiyoruz. Kendimizi bile hukukun dışında istemiyoruz. Değerli arkadaşlarım, Türkiye bugün geldiği yere çok köklü değişimlerle gelmiştir. Bu değişimlerin temelinde de toplumda kadına çağdaş anlayışta bakma düşüncesi vardır. Ama düşüncenin gereği yaşama tam yansıtılabilmiş değildir. Önümüzde şimdi bu sorunlar duruyor. Türkiye’de kadınlarımızın hala çok önemli bir kısmı okur yazar değildir. Kadınlarımızın çok önemli bir kısmı mülkiyet sahibi değildir. Kadınlarımızın çok önemli bir kısmı toplumsal baskının peşin fikirlerin, klişe düşüncelerin, bağnaz zihniyetin kurbanı konumundadırlar. Onun için töre cinayetleri Türkiye’nin bir toplumsal gerçeği olmaya devam ediyor. Onun için Türkiye’de kadına bakışı değiştirmeye yönelik bir çabayı kararlılıkla sürdürmeye hala ihtiyaç var. Onun için CHP’nin çıktığı yoldan artık sapmaya, vazgeçmeye değil o yolu daha da sahiplenmeye, o yolda daha da kararlı yürümeye ihtiyaç var. CHP’nin o nedenle Türkiye’deki bütün kadınlarla el ele vermesine ihtiyaç var. Kadınlarımızın kendi sorunlarının çözüleceği anlayışın çağdaş, sosyal demokrat bir anlayıştan geçtiğini görmelerini sağlamaya ihtiyaç var. Bunu hep beraber gerçekleştirme durumundayız. Sizlerin bu güçlü varlığınız bugün dünya kadınlar günü dolayısıyla sergilediğiniz bu dayanışma toplumun her kesiminden gelen kadınlarımızın başörtülü, yaşmaklı, örtülü hatta tesettürlü kadınlarımıza bütün kadınlarımızın bu anlayış etrafında el ele verdiğini, iş hakkını korumak için el ele verdiğini, eşitlik hakkını korumak için dürüst bir toplum talebini yükseltmek için el ele verdiğini görmekten kıvanç duyuyorum, mutluluk duyuyorum. İstanbul’un her kesiminden gelmiş kadınlarımızı, İstanbul’un her kesiminden, varoşlarından, gecekondusundan, Kadıköy’ünden, Beşiktaş’ından, Avcılar’ından, Ümraniye’sinden İstanbul’un her yerinden gelmiş kadınlarımızı ortak bir aydınlık düşünce etrafında el ele vermiş görmekten, ellerinizde o altı oklu CHP bayrağının dalgalandığını görmekten kıvanç duyuyorum, mutluluk duyuyorum. Sevgili kadınlarımız, sizler toplumsal değişmemizin öncüsüsünüz. Sizlere güveniyoruz. Sizlerle el eleyiz, biraradayız. Sizlerin mücadelesi Türkiye’nin önünü açacaktır, dünyanın önünü açacaktır. Nerede bir haksızlık varsa, nerede bir baskı varsa orada kadınlarla el ele, birlikte onun mücadelesini yapıyoruz, yapmaya devam edeceğiz. Hepinizi yürekten dünya kadınlar gününde kutluyorum. Mutluluklar diliyorum, her şey gönlünüzce olsun. Sevgiler saygılar sunuyorum.
Etiket :
deniz baykal
28 Mayıs 2007
17:31
Yorumlar :0
 
 
 

Yorum ekle